5 Şubat 2009 Perşembe

Yere Yığılırken Söylediklerim

Öylece bana bakıyor… Konuşmak, bir şeyler söylemek ister gibi ama konuşmayacağı fazlasıyla belli. Sadece bakıyor ve birden arkasını dönüp gidiyor. Onu bulacağımı biliyor, bulmamı istiyor veya ben öyle sanıyorum. Öyle sanmamı istiyor. İçimi aynı garip duygu sarıyor “yine”… Beni kendisine çekiyor, durdurulamaz bir güçle çekiyor. İstek… Arzu… Umut… Aşk… Hayır, hiçbirisi olmadığını biliyorum artık. Sevişme isteği mi? Yakınından bile geçemez. Hepsinden uzak olduğunu biliyorum ama ne olduğunu bilmiyorum, hala bilmiyorum.

Onu bulmalıyım, kendi dünyasının tam ortasında, tanıdığı bildiği bir yerde, kendisi olduğunda onu bulmalıyım. Çıldırmış gibiyim, ürkütmemeliyim, sakin ve çok yavaş, fazlasıyla yavaş ve çok uzaktan… Nasıl olmasını isterdi? Hissetmeliyim, ancak onun gibi hissederek başarabilirim. Çıldırmış gibiyim, ne olduğunu neden olduğunu sormuyorum, ne istediğimi biliyorum sadece, ne istediğime eminim. En kuytu köşesine kadar kavramalıyım onu, en gizli yerlerini öğrenmeliyim, hayatının içinde var olmalıyım. Bana ihtiyacı var biliyorum, hayır narsist değilim, çünkü bunu kimseye söylemiyorum, kendime bile! Ama artık biliyorum, bana ihtiyacı olduğu için orada yanında olmalıyım. Çıldırmış gibiyim, ileride bunları düşüneceğimden haberim bile yok. Öylece bana bakıyor, konuşmayacak biliyorum ve durabileceğim en uzak noktadan saldırıyorum beynine… İçeri süzülmek için, içeride neler olduğunu görebilmek için saldırıyorum ona. Bunun farkında belki, bana izin veriyor, rolünü oynuyor. Ufacık parçalar atıyor hayatından, ağzımı sulandırıyor, görüyorum… Restini görüyorum. Daha büyük parçalarla karşılık veriyorum, her defasında daha büyük parçalarla hayatımı tüketiyorum gözlerinin önünde. Onun için hayatımı tüketiyor olmam, hoşuna gidiyor biliyorum, bunu bildiğim için yapıyorum, onun hoşuna gittiği için…

Ne olduğunu bilmediğim o şeyi saklamak için çırpınıyorum, yorgun düşüyorum, nefessiz kalıyorum ama bırakmıyorum. Tamamen yere yığılana kadar devam edeceğimi şimdiden biliyorum ve yere yığılırken öyle şeyler söyleyeceğim ki, arkasını dönüp giderken mutlu ve huzurlu olacak, olmalı. Çünkü uğruna bütün varlığımı harcamış olduğum son, benim yere yığılışımla berbat edilemeyecek kadar önemli! Bu son olmasaydı, o ilk andaki duygu hiç var olmayacaktı.

Öylece bana bakıyor… Buz gibi bir güçlülükle, dimdik ayakta olduğunu gözüme sokar gibi, tek başına sonsuza kadar gidebileceğini, beni ezip geçebileceğini, onu asla yere yıkamayacağımı anlatmaya çalışır gibi; ama umutsuz ve sessiz bir yakarışla aynı zamanda, sadece benim duyduğum, duyduğumu sandığım, en aşağılardan gelen, bulmak ve görmek istediğim o en karanlık köşelerden gelen bir yakarışla bakıyor. Çıldırmış gibiyim, onu duyduğumu söylemeliyim, onu duyduğumu bilmeli, gözleri kamaştıran bir kıvılcım gibi, varla yok arasında, varlığında ve yokluğunda kör eden, gözlerinin önünden gitmeyen bir kıvılcım gibi, hayatından hiç gitmeyecekmiş gibi, hiç yığılıp kalmayacakmış gibi, onun olduğundan daha sağlam, daha güçlü, daha acımasız ve daha şevkatli aynı zamanda, karanlıkta görüp görmediğinden emin olamadığı bir kıvılcım gibi yanıp sönmeliyim gözlerinin önünde.

Saldırıyı bırakıyorum, geri çekiliyorum ve o bana saldırana kadar olduğum yerde duracağım. Ne bir adım geri, ne de ileri. Bana saldıracağını biliyorum, beni yıkmak isteyeceğini biliyorum, kendisini denemek için karşısında koca bir duvar gördüğünü biliyorum, çünkü öyle olmasını istedim, başardım. Hayır, bana tırmanırken olabildiğince sağlam duracağım, düşmemesi için elimden geleni yapacağım, aşağı bakmaması için gözlerini yumacağım, elinden tutup bir adım yukarı çekeceğim, beni bitirmesini sabırla bekleyeceğim. O beni bitirmek için uğraşırken, ben onun gücünden, hırsından, şevkinden, enerjisinden zevk alacağım. Çünkü istediğim şey en tepeye ulaşması ve hissetmesi, “burada tek başımayım ve tek başıma kalacağım…”

09-11-2007

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder