Fark ettiniz mi geçmişi ve atalarımızı düşünmekle, yad etmekle, methetmekle ne kadar çok vakit harcadığımızı? Onların zaferleri, başarıları adına ne kadar çok bayram yaptığımızı, tatil yaptığımızı, ne kadar çok tembellik yaptığımızı? Birkaç söz anarak, birkaç anıdan bahsederek, birkaç savaşın kahramanlık anılarını dilden dile dolaştırarak, kendi sorumluluklarımızdan ne kadar kaçtığımızı ve vicdanı...mızı rahatlattığımızı düşündünüz mü? Paylaştığınız o büyük büyük sözleri hiç kendi yaşamınızla kıyasladınız mı? Ne kadar içselleştirdiğinizi ve geldiğimiz noktada o düşüncelerin hangi tavırları gerektirdiğini düşündünüz mü? Atalarınızın başarılarından başka övünecek neyiniz var elinizde düşündünüz mü?
Bunların dışında sorular da var aklımda, biraz daha ileri gidelim…
Şuanda ki algılarınızdan, beyninizde dolaşan kavramların gerçek karşılıklarından ne kadar eminsiniz? Bunların bize, sistemin devamı için öğretilen, insanlık tarihi kadar eski bir yanılsamanın ürünleri olmadığına emin misiniz? Vatan sizin için nedir örneğin? Sınırlarını genişletmek ya da korumak için öldüğünüz, öldürdüğünüz toprakların sizin için anlamı nedir? Sınırlar size neyi ifade ediyor, ne kadar büyük olursa o kadar rahat bir yaşam mı? Ne kadar büyük olursa o kadar güç mü? Neden havasını soluduğumuz, toprağını sürdüğümüz, kültürünü özümsediğimiz, dilini, insanını, sevdiğimiz her yer bizim vatanımız olmasın?
Benim atam, Afrika dan dünyaya yayılan ilkel insanlardır. Benim zaferim insana karşı olamaz, benim zaferim insan olabilmek. Dilim, kendimi anlatabildiğim her şey. Benim vatanım, dilediğim insan olabildiğim, özgür olabildiğim, mutlu olabildiğim topraklardır.
Zafer bayramınız kutlu olsun.
30 Ağustos 2011 Salı
16 Haziran 2011 Perşembe
Atla!
Denizin kenarından sallandırdın ayaklarını, suya yansıyan ışıklara anlam verdin durdun. İkinci sınıf şarabı sessizce açmayı başardın ama sessiz kalmayı beceremedin bir türlü. Denedin durdun, denedin durdun… Tersine çeviremedin ne rüzgarı, ne denizi… Ne söylediklerini, ne dinlediklerini… Şarabın da senin gibi yarım yamalak ilişti denizin kenarına, elinden gelmedi sarhoş etmek derya kuzularını, senin beceremediğin gibi kendin dahil hiç kimseyi sarhoş etmeyi. Elinden gelmedi, bırak dünyayı, bırak bir şehri, kendini bile değiştirmek. Hani değişmekle başlayacaktı her şey ve bitecekti ama bitmeyecekti değişimin kendisi… Hani şarap değil ama rakı içtiğinde, dem vururdun, anlayana aşk olsun.
Boş verdin sevdayı bir kalemde, esamesi okunmazdı yedi nesil sonraki hayatın güzelliği yanında. Boş verdin körüne kavgaları, her zamana paha biçtin, anlam verdin durdun bedava havaya, bedava suya… Bilmiyordun yedi nesil sonra beş paraya kavgalar edilecek ve ciğerlerine her doluşu havanın, ömre bedel olacak.
Sakladın şarabının mantarını, unutmamak için yansıyan ışıkların anlamlarını. Sakladın kadeh yaptığın, minicik fanusu, unutmamak için özgür bıraktığın bütün canlıları. Denedin durdun, hayatına anlam vermeyi, ama hayat sana anlam veremezken hiç umursamadı başına gelenleri. Denedin durdun, insanlara anlam vermeyi, ama onlar hiç umursamadı senin “sessizce” yok oluşunu.
Bunlar hiç aklına gelmezdi, yedi nesil sonrasının pazar yerini anlatırken rakı masasında. Ne garip şimdi de düşünmüyorsun bu işin nasıl sonlanacağını, nasıl başladığını hiç düşünmediğin gibi… Halbuki sen başlarken de biliyordun yedi nesil sonra da aynı umutlarla atlanacaktı bilinmeyen karanlığa ve başladığı gibi anlam veremeden bitecekti hikayeler:
"Değdi değecek ayakların, atlama yaşın geldi artık küçük kız. Kapat gözlerini, bırak kendini karanlığa… Bırak düşünmeyi, bırak sormayı, bırak ağlamayı! Burada meme değil gözyaşının karşılığı, mutluluk değil körpe şehvetinin ederi. Hadi küçük kız, yolun yok başka… Atla!"
Boş verdin sevdayı bir kalemde, esamesi okunmazdı yedi nesil sonraki hayatın güzelliği yanında. Boş verdin körüne kavgaları, her zamana paha biçtin, anlam verdin durdun bedava havaya, bedava suya… Bilmiyordun yedi nesil sonra beş paraya kavgalar edilecek ve ciğerlerine her doluşu havanın, ömre bedel olacak.
Sakladın şarabının mantarını, unutmamak için yansıyan ışıkların anlamlarını. Sakladın kadeh yaptığın, minicik fanusu, unutmamak için özgür bıraktığın bütün canlıları. Denedin durdun, hayatına anlam vermeyi, ama hayat sana anlam veremezken hiç umursamadı başına gelenleri. Denedin durdun, insanlara anlam vermeyi, ama onlar hiç umursamadı senin “sessizce” yok oluşunu.
Bunlar hiç aklına gelmezdi, yedi nesil sonrasının pazar yerini anlatırken rakı masasında. Ne garip şimdi de düşünmüyorsun bu işin nasıl sonlanacağını, nasıl başladığını hiç düşünmediğin gibi… Halbuki sen başlarken de biliyordun yedi nesil sonra da aynı umutlarla atlanacaktı bilinmeyen karanlığa ve başladığı gibi anlam veremeden bitecekti hikayeler:
"Değdi değecek ayakların, atlama yaşın geldi artık küçük kız. Kapat gözlerini, bırak kendini karanlığa… Bırak düşünmeyi, bırak sormayı, bırak ağlamayı! Burada meme değil gözyaşının karşılığı, mutluluk değil körpe şehvetinin ederi. Hadi küçük kız, yolun yok başka… Atla!"
16 Şubat 2011 Çarşamba
Nedeni
Elini kaldırıyor karşısındakini dikkatle izleyerek. Tokat atacakmış gibi geriniyor, yüzünde ki ifadeyle tamamlıyor saldırıyı. Karşısında ki anında tepki veriyor, elini yukarı kaldırıp savunmaya geçiyor. Bacağını geri çekiyor bir daha ki denemede, kasığına bir diz vuracakmış gibi hafif eğilerek ve yine gözlerinin içine bakarak. İki adım geri kaçıyor karşısında ki, olacakları anlıyor ve daha iyi bir tedbir alıyor. Her seferinde başka bir saldırı ve her saldırıya özel yeni bir savunma… Neden yapıyor bunu?
Taşı denize fırlatıp nasıl uzaklaştığını ve battığını görmek istiyor insan… Ya da kocaman bir kayayı suyun içine bırakıp, çıkardığı sesi ve oluşan dalgaları izlemek. Bir bitkiye su verdiğinde neler olduğunu görmek istiyor insan, ya da susuzluğa ne kadar dayanabileceğini o bitkinin. Bir karıncanın önüne susam tanesini koyuyor, onunla ne yapacağını izlemek için. Güçlü makineler icat ediyor, neler yapabileceğini görmek için. Değiştirmek istiyor insan, hükmetmek istiyor insan, kendini göstermek, kanıtlamak… Kendini tanımak istiyor insan, kendini aramak, bulmak, öğrenmek, dinlemek, izlemek…
Her etkiye dolambaçsız en açık tepkiyi gösteren bir makine icat etmeli insan. Bu makineyle anlamalı, aslında neler yaptığını ama gerçek sonuçların daima kendisinden gizlendiğini. Aslında fırlattığı taşa ne olduğunu bilmek istiyor. Çünkü bütün olan gördüklerinden ibaret değil, biliyor ki orada başka bir şeyler oluyor ve duyduğu merak gördüklerinin verdiği zevkten daha çok sarsıyor onu. Orada neler olduğunu öğrenmenin tek yolu, “insan” olmayı becerememiş bir makinenin, insan saldırısına verdiği yorumsuz cevabı okuyabilmek. Önce bu dilde geliştiriyor kendisini, dilin inceliklerini öğrenmeye çalışıyor, makinenin tepkilerini okumayı öğreniyor yavaş yavaş… Okumayı söktükten sonra, denemeler başlıyor. Herhangi bir şeyi yapmaya karar vermeden önce, doğuracağı sonuçları deneme şansınız olduğunu düşünün…
Bu makine için neler ver(ir)di insan!
Taşı denize fırlatıp nasıl uzaklaştığını ve battığını görmek istiyor insan… Ya da kocaman bir kayayı suyun içine bırakıp, çıkardığı sesi ve oluşan dalgaları izlemek. Bir bitkiye su verdiğinde neler olduğunu görmek istiyor insan, ya da susuzluğa ne kadar dayanabileceğini o bitkinin. Bir karıncanın önüne susam tanesini koyuyor, onunla ne yapacağını izlemek için. Güçlü makineler icat ediyor, neler yapabileceğini görmek için. Değiştirmek istiyor insan, hükmetmek istiyor insan, kendini göstermek, kanıtlamak… Kendini tanımak istiyor insan, kendini aramak, bulmak, öğrenmek, dinlemek, izlemek…
Her etkiye dolambaçsız en açık tepkiyi gösteren bir makine icat etmeli insan. Bu makineyle anlamalı, aslında neler yaptığını ama gerçek sonuçların daima kendisinden gizlendiğini. Aslında fırlattığı taşa ne olduğunu bilmek istiyor. Çünkü bütün olan gördüklerinden ibaret değil, biliyor ki orada başka bir şeyler oluyor ve duyduğu merak gördüklerinin verdiği zevkten daha çok sarsıyor onu. Orada neler olduğunu öğrenmenin tek yolu, “insan” olmayı becerememiş bir makinenin, insan saldırısına verdiği yorumsuz cevabı okuyabilmek. Önce bu dilde geliştiriyor kendisini, dilin inceliklerini öğrenmeye çalışıyor, makinenin tepkilerini okumayı öğreniyor yavaş yavaş… Okumayı söktükten sonra, denemeler başlıyor. Herhangi bir şeyi yapmaya karar vermeden önce, doğuracağı sonuçları deneme şansınız olduğunu düşünün…
Bu makine için neler ver(ir)di insan!
Kaydol:
Yorumlar (Atom)
