Bütün bildiklerine kapattı gözlerini… Heyecan duyabildiği ne kadar az şey kalmıştı ve giderek azalıyorlardı. Tek istediği hayatının devam ettiğine inandırmaktı kendisini, gözlerini kapatıp nereye gittiğini görmeden yürümesinin yegane sebebi, kendisine bile itiraf edemediği boşluktu kafasının içinde ki… Bir şeye… Yoluna çıkan herhangi bir şeye çarpmayı öyle istiyordu ki, gidiyor oluşunun tek kanıtı olarak içinde saklamaya razıydı bedeninde kalan her izi. Yerdeki çizgilere basmak yetmiyordu, yoluna her çıkana çarpmak istiyordu, yoluna her çıkana rastgele bir tokat atmak istiyordu… Karşıdan bakınca anlamsız ama diğer taraftan olanca ağırlığıyla yüreğinin, öfke dolu bir tokat!
Hissedebilmek için, yapmayı göze alabileceklerini düşündü. Düşündükçe koyu bir bulut karaltısı geçiyordu suratından… Hiç açığa vurmadığı ve asla vurmayacağını bildiği bütün iğrençlikleri yakıştırıyordu kendisine. Gözlerini kapatması yetmiyordu kaçmaya; öfkeyi kusmak yetmiyor, kendisine saldırmak yetmiyordu… Birilerinin ona saldırmasını bekliyordu umutla, birilerinin gerçek yüzünü görüp ona vahşice saldırmasını deli gibi istiyordu. Birilerinin ona, hak ettiğini vermesini istiyordu; ama hak ettiğini alma pahasına, ezilmeyi bile beceremiyordu. Böylesi bir lanet, üstün zeka ürünüydü.
Gözleri kapalı yürüyordu, çizgilere basmaktan nefret ediyordu ama, sadece kendi çizdikleri bu kurala değerdi. Etrafını çevreleyen sayısız çizgi, başkalarının onun adına çizdikleriydi ve yok sayılmaları imkansız göründüğü kadar ölüm kalım meseleseydi aynı zamanda. Onları yok saymayı öğrenmeliydi ve insanlara çarpmaya alışmalıydı. Güçsüz hissettiğinde sendelemeli, canı isterse yığılmalıydı yere… Sadece ne kadar pis kokacağını görmek için, sokakta kalmalıydı sayısız gece… Sadece yapabildiğini görmek için, gitmeliydi en bilinmedik yere… Sadece kendisine olan nefretini biraz daha bilemek için, “seni seviyorum” demeliydi tanımadığı bir fahişeye, “seni seviyorum fahişe!”
Kadın irkilerek uyandı ve yanında yatan adama baktı… Adam her şeyden habersiz uyuyordu. Kendi kendisine bir kere daha fısıldadı: “Seni seviyorum fahişe!”
Adam gözlerini araladı ve olanca ciddiyetiyle konuştu: “O işi bıraktığını sanıyordum…”
2 Aralık 2010 Perşembe
4 Mart 2010 Perşembe
Soysuz
Her bilinmeyen köşesini satıyorum kendimin, her bilinmeyen alıcıdan af diliyorum soysuzca. Tükenenlerin yerine, tükenmeye yüz tutmuşları koyuyorum yine, bitişlerini beklemek aynı soysuz heyecanı zerk ediyor bedenime. Zehirliyorum sizi ve bendeki zihninizi, zehirliyorum size sattığım bilinmeyen her köşesini. Öldürüyorum kendimi usanmadan, tükenmeye yüz tutmuş her yeni heyecan için, zehirlenmeye hazır yeni parçalar keşfediyorum, yaşamaya kaldığım yerden devam edebilmek için.. Ve gözlerimi açıyorum görüp göreceğim en aydınlık cehenneme, perdeler asla olması gerektiği kadar kalın değiller ve bedenim asla olması gerektiği kadar hafif değil kanatlanıp gitmek için. Bir başka zamanda ve bir başka ülkedeyim, kendim olmak delilik..
İşte Böyle...
Ve insanlar kendi egolarında boğuldular. Cinsiyetlerinin kurbanı oldular, cinsiyetlerine kurban ettiler bedenlerini ve ruhlarını. Vücutlarındaki girinti ve çıkıntılara, görülmemiş anlamlar yüklediler. Kendi hastalıklı düşüncelerinde, hastalıklı öyküler yazdılar ve hastalıklı öykülerini çığlık çığlığa yüklediler diğerlerinin omuzlarına. Diğerleri de masum değildi, hiç kimsenin olmadığı gibi.. Ama özgü ve nevi masumiyetlerini de, başkalarının kirletmesine izin verdiler, ezildiler, yaralandılar, tükendiler. Suçluydular, tecavüze göz yumdular, tecavüzü kabullendiler, görmezden, duymazdan, bilmezden geldiler. Başkalarının egolarında boğuldular.. Susmak en büyük günahtı, inançlı olanların günahı, inançsız günahlarla birleşti. Diğerleri ve başkaları ve ötekiler, günahlarını mubah kılacak yeni öyküler yazdılar birbirleri adına. Sayısız suçla bağlandılar birbirlerine ve sayısız cezayı yüklediler diğerlerinin omuzlarına. Diğerleri suçluydu, merhametlerinin kurbanı oldular, merhametlerine kurban ettiler bedenlerini ve ruhlarını. Böyle oldu diğerlerinin cinsiyetlerine sarılmaları ve kendi egolarında boğulmaları. Girintilerin arkasında çıkıntılar ve çıkıntıların arkasında girintiler oluştuğunu göremediler. Temizlenmek uğruna terk edemediler bedenlerini. Çıplak vücutlarına sarıldılar ve anlamsız et parçalarına dönüştüler, çıplak vücutlara saldırdılar ve anlamsız ruhlara dönüştüler. Böyle geldi insanlığın sonu ve biz; etin, kemiğin ötesindeki düşünceye sarılan bizler, ayakta kalanlar, yüklemeyenler ve yüklenmeyenler, görenler, duyanlar ve bilenler, susmayanlar, biz bedenlerinden sıyrılan ve benliklerinden kopmayanlar, bilinçlerimizle sevişip, çoğaltabiliriz birbirimizi. Biz bilinçlerimizi yükleyebiliriz anlamsız kalan bedenlere ve onlara dokunmadan öldürebiliriz bedenlerini. Biz, başka bir dünyanın kurucuları, kendi öykümüzü yazabiliriz.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)
